HADİS, 2007
Haberiniz olsun, ilerde karanlık geceler gibi bir takım fitneler gelecektir.”
Ya resulullah kurtulma çaresi nedir?” diye soruldu. "Allah-u Teala’nın kitabı Kur’andır. Onda sizden öncekilerin ve sizden sonrakilerin haberleri vardır. Aranızdaki meseleleri halleden hükümlerle doludur.
O hak ile batılı ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş şey değildir. Onu cebbarlıkla terkedenin Allah boynunu kırar. Hidayeti ondan başkasında arayan kimseyi Allah delalete düşürür. O Allah’ın en sağlam kopmaz ipidir. O, hikmetli bir zikir, Allah’a giden dosdoğru bir yoldur. O, nefsin kötü arzularını uyarır. Sapık ve maksatlı kimseler onu bozamaz. Onu okuyan diller zorluk çekmez. Alimler ona doyamaz. Fazla tekrardan dolayı okunuşundaki haz kaybolmaz. Akılları hayrette bırakan incelik ve meziyetleri bitmez tükenmez. O öyle hikmetle dolu bir kitaptır ki, cinlerden bir zümre onu dinledikleri zaman “Doğrusu biz, büyük hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik. O, ‘gerçeğe ve doğruya yöneltip-iletiyor. Bu yüzden biz de ona inandık, iman ettik.” demişlerdir. O’na dayanarak konuşan kişi doğru söylemiştir. Onunla amel eden ergeç mükafatlandırılır. Onunla hükmeden, hükmünde adalet eder. İnsanları ona davet eden, doğruya ve doğru yola davet etmiş olur.”
Şüphesiz o Kur’an ayırdedici bir sözdür.
O bir şaka değildir.
Tarık 14
FETHURRABBANİ - ABDULKADİR GEYLANİ
Alimler, veliler ve abdallar peygamberlerin varisleridir. Peygamberler, Allah ile kullar arasında vasıtadır. Allah’ın ahkamını kullara tebliğ ederler. Alimler, veliler ve abdallar da peygamberlerden sonra, onların tebliğ etmiş oldukları ilahi ahkamı nesilden nesile duyururlar.
Mü’min, İzzet ve Celal sahibi Allah’dan başkasından korkmaz, O’ndan başkasından bir şey beklemez. O’nun kuvveti, kalbine ve özüne verilmiştir.. Bunu Allah vermiştir. Müminlerin kalbi, izzet ve celal sahibi Allah ile nasıl güçlü olmasın ki, Allah, o kalbleri kendisine bağlamıştır. Öyle ki, müminlerin kalpleri Allah katından bir an bile ayrılmaz. Bedenleri ise yeryüzündedir. Allah buyurur:
Çünkü onlar, Bizim katımızda gerçekten seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır. (sad 47)
Allah dostları, kendi devirlerindeki ahalinin seçkinleridir. Diğer insanlardan, iç alemleri itibariyle farklıdırlar. Esasları nurludur. İşte bunun içindir ki, halkdan ayrılırlar, alışılmış şeylerde zühd gösterirler. İlerilere atılırlar. Daima ilerilere atılırlar. Öyle ki, geride bıraktıkları yerlerde artık otlar biter. Bir daha geriye dönmezler. Yalnızlığa alışırlar. Hep viraneleri, deniz sahillerini, sahraları ve ıssız yerleri tercih ederler. Umran muhitlerde durmayı hiç istemezler. Dağ meyvelerinden yerler. Oralarda buldukları sulardan içerler. Adeta kendi başlarına yaşayan canlılar haline gelirler. İşte böyle bir hayatla ve buralarda kalpleri Allah’a yakınlık ve ünsiyet peyda eder. Böylece, temelleri peygamberlerin, sıddıkların, şehidlerin temelleri ile beraber bulunur. Onlar gece ve gündüz, her halükarda, Allah’a müştak olarak ve O’nunla ünsiyet peyda etmekten büyük zevk duyarak hizmette bulunmaktan bir an geri durmazlar.
Hak erenleri, İzzet ve Celal sahibi Allah’dan başka hiçbir şeyi görmezler. O’ndan başka hiçbir şeyi dinlemezler. Onların dilsiz birer kalbi vardır. Onlar hem kendilerinden hem de Allah’dan başka her şeyden geçmişlerdir. Bu halden hiç ayrılmazlar. Allah dilediği zaman kendilerine kuvvet verir, kalplerini dile getirir, konuşan bir dil haline koyar. Onlar sanki kendileri iradeleri ellerinden alınmış bir duruma gelirler. İlahi kudret kendilerini konuşturur. Allah onları rahmet ve şefkat eliyle alarak kendisine çeker. Onları sırf kendisi için varolan kulları olarak yeniden inşa eder. Tıpkı Musa Aleyhisselamı kendi zatı için seçtiği ve ona ihsanda bulunduğu gibi, bunları da öyle seçer. Nitekim Allah, Musa aleyhisselam için şöyle buyurur.
Seni kendim için seçtim (taha 41)
Allah dilediği an; hiç sıkıntısız rahatlık, hiç yalnızlık hissedilmeyen ünsiyet, hiç zahmetsiz nimet, hiç öfkesiz ferahlık, hiç acısı olmayan tatlılık, hiç yokolmayan mülk,… yaratır ve verir. Bu noktada; nusret, hakimiyet ve dostluk, hak olan Allah’ındır.